Taslak Dilekçeler
Hukuki süreçlerinizde kullanabileceğiniz taslak dilekçeler. Her dilekçe profesyonel avukat gözetiminde hazırlanmış olup durumunuza göre uyarlanması gerekmektedir.
Anlaşmalı Boşanma Dava Dilekçesi
T.C. KÜÇÜKÇEKMECE NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ’NE
DAVACI : [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ : Av. SELMAN YANI
DAVALI : [Ad Soyad gizli]
KONU: 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle anlaşmalı boşanma dava dilekçemizin sunulmasından ibarettir.
AÇIKLAMALAR:
Davalı eş ile davacı müvekkil [tarih gizli] tarihinden bu yana evlidir. Tarafların bu evliliğinden [tarih gizli] doğum tarihli, velayete tabi bir müşterek çocukları bulunmaktadır.
Ancak, taraflar evlendikleri günden bu güne kadar evlilik birliğini kuramamış ve birbirine uyum sağlayamadıklarından müşterek hayat iki taraf için de çekilmez hale gelmiştir. Bir arada yaşayarak evlilik birliğini devam ettirmeleri mümkün görünmemektedir. Taraflar arasındaki evlilik artık katlanılmaz bir hal almış, evliliğin devamından tarafların ve toplumun hiçbir menfaati kalmamış, evlilik birliği uzun zaman önce fiilen de sona ermiştir.
Davalı eş de boşanmayı kabul etmekte olup davacı müvekkil ile medeni bir şekilde bir araya gelerek şartları ayrıntılı olarak görüştükten sonra, müşterek çocukların velayeti, boşanmanın mali sonuçları, nafaka ve çocuklar ile anne arasındaki şahsi ilişkiyi düzenleyen ve ekte sunulan protokolü imzalamış bulunmaktadır. [tarih gizli] tarihinde imzalanan protokol, dilekçemiz ekinde sayın mahkemenizin bilgilerine sunulmuştur.
Yukarıda arz etmiş olduğumuz tüm nedenler ile taraflar için uzun zaman önce fiilen bitmiş olan evliliğin hukuken de sona ermesi için huzurdaki bu davayı ikame etme zarureti tarafımıza hasıl olmuştur. TMK md 166/3: “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.”
HUKUKİ SEBEPLER: TMK md 166, HMK ilgili hükümleri
DELİLLER: Nüfus Kayıtları, anlaşmalı boşanma protokolü
NETİCE-İ TALEP: Yukarıda arz ve izahına çalışılan ve ayrıca sayın mahkemece re’sen nazara alınacak hususlar neticesinde;
Davamızın kabulüne,
TMK’nın 166/3 maddesi uyarınca boşanmaya karar verilmesine,
Ekte sunulan anlaşmalı boşanma protokolünün aynen hüküm altına alınmasına,
Yargılama giderlerinin müvekkil üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.
DAVACI VEKİLİ
AV. SELMAN YANI
6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma ve Uzaklaştırma Talebi Dilekçesi
BÜYÜKÇEKMECE 8. AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE
DAVACI : [Ad Soyad gizli]
DAVACI VEKİLİ : Av. Selman YANI
DAVALI : [Ad Soyad gizli]
KONU: 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gereğince, şiddet uygulayan ve şiddet uygulama ihtimali bulunan davalı hakkında ivedilikle KORUMA VE UZAKLAŞTIRMA KARARI verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR:
Müvekkil ile boşanma aşamasında olduğu davalı arasında evlilik birliği bulunmaktadır.
Davalı taraf, mütemadiyen müvekkile karşı şiddet içeren tutum ve davranışlar sergilemektedir. Başka kişilerle duygusal ve cinsel ilişki yaşayan davalı taraf son olarak, müvekkile fiziksel şiddet uygulayıp müvekkile hakaret etmiş ve ölümle tehdit etmiştir.
Davalı tarafın agresif tutumları, tehditleri ve şiddet eğilimi devam etmektedir. Müvekkilin can güvenliği tehlike altındadır ve şiddetin tekrarlanma ihtimali oldukça yüksektir.
Müvekkilin yaşadığı korku ve endişenin giderilmesi, can güvenliğinin sağlanması ve şiddet mağduriyetinin önlenmesi adına, 6284 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca Mahkemenizden ivedilikle koruma tedbirlerine hükmedilmesini talep etme zorunluluğu hasıl olmuştur.
HUKUKİ SEBEPLER: 6284 Sayılı Kanun, TMK, HMK ve ilgili yasal mevzuat.
HUKUKİ DELİLLER: Nüfus kayıtları, kolluk tutanakları, darp raporu, tanık anlatımları, mesaj kayıtları ve her türlü yasal delil.
NETİCE VE TALEP:
Yukarıda arz ve izah edilen ve resen gözetilecek nedenlerle; gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında, 6284 Sayılı Kanun uyarınca davalı hakkında;
6284 Sayılı Kanun’un 5/1-a maddesi uyarınca, müvekkile ve müşterek çocuklara karşı şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunulmamasına,
6284 Sayılı Kanun’un 5/1-c maddesi uyarınca [adres gizli] adresinde bulunan müvekkilimin ikamet ettiği binaya yaklaşılmamasına,
6284 Sayılı Kanun’un 5/1-ç maddesi uyarınca müşterek çocuklar ile kişisel ilişkinin tamamen kaldırılmasına,
6284 Sayılı Kanun’un 5/1-d maddesi uyarınca, müvekkilimin yakınlarına ve tanıklara yaklaşılmamasına,
6284 Sayılı Kanun’un 5/1-e maddesi uyarınca, müvekkilimin eşyalarına zarar verilmemesine,
6284 Sayılı Kanun’un 5/1-f maddesi uyarınca, iletişim araçlarıyla veya sair surette müvekkilimin rahatsız edilmemesine,
Gerekli görülecek diğer tüm uygun tedbirlerin en uzun süreyle (6 ay) hükmedilmesine,
kararın ivedilikle taraflara ve ilgili kolluk birimlerine tebliğine karar verilmesini vekaleten saygılarımla arz ve talep ederim.
Davacı Vekili
Av. Selman YANI
TCK 191/4-a Denetimli Serbestlik Yükümlülüğü İhlaline İlişkin Savunma Dilekçesi
(veya ilgili Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne / İnfaz Savcılığına)
DOSYA NO: [dosya no gizli]
ŞÜPHELİ: [Ad Soyad gizli]
MÜDAFİİ: Av. Selman Yanı (İstanbul Barosu, 80878)
KONU: Müvekkilin TCK 191/4-a maddesi kapsamında yükümlülük ihlaline ilişkin savunmalarımızdır.
AÇIKLAMALAR:
Müvekkilim hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesi kapsamında hükmedilen denetimli serbestlik tedbiri uyarınca, belirli aralıklarla ilgili sağlık kurumlarına veya danışmanlık birimlerine başvurma yükümlülüğü getirilmiştir. Müvekkil, sürecin başlangıcında yükümlülüklerini yerine getirmiş, iyileşme yönünde olumlu bir tutum sergilemiş ve kamu otoriteleri ile iş birliğini sürdürmüştür.
Ancak, bildirilen ihlal, kastî bir ihmal ya da kötü niyet sonucu değil, tamamen zorlayıcı maddi sebeplerle yurtdışına çıkmak zorunda kalması nedeniyle gerçekleşmiştir. Müvekkil, yaşadığı ciddi ekonomik sıkıntılar sebebiyle yasal yollarla yurt dışına çıkmak zorunda kalmış; geçici olarak ülkeden ayrıldığı bu dönemde yükümlülüğünü yerine getirememiştir.
Bu durum, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, zorunluluk hali (TCK m.25/2) kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Müvekkilin denetim sürecine devam etme konusundaki iradesi halen mevcut olup, ülkeye dönüşünden itibaren yükümlülüğünü kaldığı yerden yerine getirmeye hazırdır.
SONUÇ VE TALEP:
Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle; müvekkilin yurtdışına çıkışının zorunlu ve geçici bir durumdan ibaret olduğu, denetimli serbestlik sürecine devam etme iradesinin mevcut bulunduğu, bu ihlalin kastî ya da kötü niyetli olmayıp zorlayıcı ekonomik nedenlere dayandığı gözetilerek; TCK 191/4-a maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmenin müvekkilin lehine olacak şekilde yapılması, hakkında tesis edilen işlemin kaldırılması yahut uyarı ile yetinilerek denetim sürecinin devamına karar verilmesi hususunda takdir makamınıza arz ve talep ederim.
Av. Selman Yanı
İşçilik Alacakları Islah Dilekçesi
DERİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA)
DOSYA NO: [dosya no gizli]
DAVACI: [Ad Soyad gizli] (TC No: [TC No gizli])
[Adres gizli]
VEKİLİ: AV. SELMAN YANI
[Adres gizli]
DAVALI: 1- [Şirket adı gizli]
VEKİLİ: [Ad Soyad gizli]
DAVALI: [İdare adı gizli]
VEKİLİ: [Ad Soyad gizli]
ARTTIRILAN DEĞER: 6.323,11 TL (Fazlaya ilişkin dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla)
D.KONUSU: Islah dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR
Esas numarasını belirtmiş olduğumuz mahkemeniz dosyasında; dava dilekçemizde müvekkilin çalıştığı dönemlere ilişkin olarak kıdem tazminatı olarak 100 TL, ihbar tazminatı için 50 TL, kötü niyet tazminatı için 50 TL, bayram tatili ücreti için 50 TL, genel tatil ücreti için 50 TL, AGİ alacağı için 50 TL, fazla çalışma ücreti için 50 TL olmak üzere toplam 400 TL alacağın davalılardan tahsili talep edilmiştir.
Yargılama esnasında, alınan bilirkişi raporunda yapılan belirlemeler ışığında; 100 TL kıdem tazminatı alacağını 3.847,95 TL, 50 TL ihbar tazminatı alacağını 2.475,16 TL olmak üzere toplamda 6.323,11 TL arttırarak, 6.723,11 TL olarak davamızı ıslah ediyoruz.
SONUÇ VE TALEP: Yukarıda açıklanan nedenlerle, (fazlaya ilişkin dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla) bilirkişi raporu doğrultusunda, müddeabihi 5.963,15 TL daha arttırarak, kıdem tazminatı alacağı için 3.947,95 TL, ihbar tazminatı alacağı için 2.525,16 TL olmak üzere toplamda 6.723,11 TL tazminatın; kıdem tazminatı yönünden tamamının işten çıkarılma tarihinden itibaren işletilecek en yüksek mevduat faizi üzerinden, diğer kalem yönünden dava tarihinden, bakiye tutarların ıslah tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına ve işbu dilekçenin davalılara tebliğine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.
Davacı Vekili
Av. SELMAN YANI
Velayet ve İştirak Nafakası Talebi Dilekçesi
İdari Gözetim Kararının Kaldırılması Talebine İlişkin İtiraz Dilekçesi
İVEDİ ŞEKİLDE İNCELENMESİ TALEBİMİZ MEVCUTTUR.
(YAŞAM HAKKININ İHLALİ)
İTİRAZ EDEN : [isim gizli] (Yabancı Uyruklu – Vatansız Kişi Statüsünde)
VEKİLİ : Av. SELMAN YANI
DAVALI : İSTANBUL VALİLİĞİ (İl Göç İdaresi Müdürlüğü)
KONU : Valilikçe tanzim edilen idari gözetim kararının iptali ve lehe olan hükümlerin uygulanması talebimizden ibarettir.
DAVA KONUSU İŞLEMİN
TEBLİĞ TARİHİ : [tarih gizli]
AÇIKLAMALAR :
Müvekkil Türkiye’ye yasal bir şekilde, kendine ait pasaportu ile giriş yapmıştır. [tarih gizli] yılından beri Türkiye’de bulunmakta olan müvekkilin adli sicili temiz olup kamu düzenine aykırılık oluşturacak şekilde herhangi bir olaya karışmamıştır. Müvekkil bu süreç içerisinde herhangi bir şekilde aykırılıkta bulunmamış ve yasaların öngördüğü şekilde sosyal yaşamın gerekliliklerine de uygun olarak ülkemizde hayatını sürdürmüştür. Müvekkil [tarih gizli] yılında ilgili kanunun istisnai haller kapsamında taşınmaz edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı statüsü kazanmıştır. Fakat gerekçesi bilinmemekle birlikte belirli bir sürenin sonunda müvekkilin vatandaşlık süreci askıya alınmıştır. Açıkladığımız sebeplerden ötürü müvekkilin [TC no gizli] kimlik numarası geçersiz kılınmıştır. Bununla birlikte müvekkil Türk Vatandaşlığı statüsü kapsamında olduğu için eski uyruğunun kanunlarına göre çifte vatandaşlık kabul görmediğinden eski vatandaşlığını kaybetmiş olup son tahlilde Vatansız Kişi statüsü kapsamına girmektedir. Ayrıca müvekkil bu zaman zarfında isim değişikliğine başvurmuştur.
Müvekkilin ilgili emniyet birimince [tarih gizli] tarihinde kolluk marifetiyle alınan ifadesi sonrası, şifahen temin ettiğimiz bilgiye göre, müvekkil bir geri gönderme merkezine gönderilmiş ve hakkında ilgili kanun kapsamında sınır dışı kararı ve buna bağlı olarak idari gözetim kararı alınmıştır. İlgili geri gönderme merkezi ile yaptığımız görüşmeler ve bilgi alma talebimiz neticesinde müvekkil aynı gün başka bir geri gönderme merkezine sevk edilmiştir. Fakat ilgili merkez, sevk karar tarihinden günler geçmesine rağmen müvekkilin sevk edilmediğini ve kendi bünyesinde olmadığını beyan etmiştir. Bu zaman zarfında müvekkilden hiçbir şekilde tarafımızca haber alınamamaktadır. Müvekkilin yaşam hakkının ihlal edildiği ihtimali maalesef ki gündemdedir. Sayın hakimliğinizce ivedi olarak incelenmesi talebimiz bu sebeplerden ötürüdür.
Müvekkilin kendisinin ve dosyasının ani şekilde şehirden şehre gönderilmesi (sevk kararı ve ilgili resmi kayıtlar), nerede olduğunun Göç İdaresi tarafından şaibeli olarak söylenmemesi, müvekkil sağ ise avukatı ve yakınlarıyla görüşme hakkının kısıtlanması, dosya bilgisinden ve uygulanan idari işlem gerekçesinden yoksun kalmamıza ve etkin savunma hakkının kısıtlanmasına sebebiyet verdiği için şu an için sınır dışı kararına itiraz edilememiştir. Ayrıca açıkladığımız sebeplerden ötürü tarafımızca gözetim kararına ilişkin de tarih ve sayı bilgisi de belirtilememiştir. Etkin savunma yapabilmek adına gerekli evraklar tarafımızca temin edildiği gibi karara karşı idare mahkemesinde davamızı açacağımızı bildiririz. Şöyle ki;
Müvekkil öncelikle göz altında kalmış, kolluk kuvvetlerince ifadesi alınmış ve edinilen bilgiye göre bir geri gönderme merkezine götürülerek idari gözetim altına alınmış, hakkında sınır dışı kararı tesis edilmiştir. Bu şartlarda müvekkil hakkında idari gözetim kararı alınması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde ihlal oluşturduğuna dair birçok Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı mevcuttur. Müvekkil resmi kayıtlara göre aynı gün içinde bir geri gönderme merkezinden diğerine dosyası ve şahsı ile birlikte topyekün sevk edilmiş olup etkin savunma hakkı engellenmiştir. Müvekkil ile görüşme, dosya ile ilgili inceleme yapma hakkımız kısıtlanmış, kendini savunma hakkı elinden alınmış, lehine delil sunma, müdafi yardımından yararlanma haklarını kullanabilmesi mümkün kılınmamıştır. Bu şekilde tabiri caizse yargısız infaz yapılarak müvekkil hakkında idari gözetim tedbiri uygulanmıştır. Bu husus AİHS madde 6/3 gereğince adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlalini oluşturmaktadır.
“….hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” Vatansız kişi statüsüne haiz müvekkilin ülkesine gönderildiği takdirde ölüm cezasına ve işkenceye maruz kalacağı da ayrıca belirtmemiz gereken bir dipnottur. Her ne kadar şu durumda, şartlardan ötürü mevcut hali yazılı olarak delillendiremesek de ilgili resmi evraklar gözetim kararına ilişkin engeller ortadan kalktıktan sonra gerekli yerlere tarafımızca iletilecektir.
Ancak müvekkilin sabit ikamet adresi bulunmakla birlikte bakmakla yükümlü olduğu kişiler bulunduğundan, özgürlüğü kısıtlayan işbu ağır yaptırımın, lehe olacak diğer tedbirler öngörülmeden uygulanması hatalı olmuştur. Kanunlarımız çerçevesinde özgürlüğü sınırlayan yaptırım seçeneği en son seçenektir. Bundan dolayı “Belirli adreste ikamet etme, bildirimde bulunma, teminat, elektronik izleme” gibi tedbirler alınabilecekken en ağır yaptırımın uygulanması hatalı olmuştur. Sayın hakimliğinizin değerlendirme yaparken bakmakla yükümlü kişiler mevcut bulunan müvekkil hakkında belirtmiş olduğumuz alternatif yükümlülüklerin de göz önünde bulundurmasını talep ederiz.
Ayrıca tekrar tekrar ve özellikle belirtmek isteriz ki, Göç İdaresi’nce uygulanan kanun dışı bu uygulama sebebiyle ne müvekkil ile görüşme ne müvekkil hakkında tesis edilen idari işlemin gerekçesiyle ilgili bilgi alabilme şartlarımız mevcuttur. Tüm bu hususlardan öte müvekkilin yaşam hakkının ihlal edildiğine dair ciddi emareler mevcuttur.
Tüm bu sebeplerle valilikçe tanzim edilen tarih ve sayı bilgisini belirtemediğimiz (Göç İdaresi tarafından ortaya konan imkansızlıktan ötürü) gözetim kararının kaldırılması amacıyla sayın mahkemenize başvurma zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Ayrıca kararın açıkça hukuka aykırı olduğu ve uygulandığı takdirde telafisi güç ve imkansız zararlar ortaya çıkacağı ortadadır.
DELİLLER : Müvekkile ait geri gönderme merkezi dosyası, müvekkilin kollukta verdiği ifadesi, ilgili sorurma dosyası ve ilgili her türlü yasal delil.
HUKUKİ NEDENLER : İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, TCK, CMK ve ilgili sair mevzuat.
SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ile izah edilen ve sayın mahkemenizce nazara alınacak sair nedenlerle;
1-Müvekkil hakkında hukuka aykırı bir şekilde İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından tesis edilen idari gözetim kararının KALDIRILMASINA,
2-Lehe olan alternatif tedbirlerin uygulanmasına, karar verilmesini saygılarımızla vekaleten talep ederiz.
İdari Gözetim Kararına İtiraz Eden Vekili
Av. SELMAN YANI
Nitelikli Dolandırıcılık Suçlamasına Karşı İstinaf Dilekçesi (Beraat Talebi)
Gönderilmek Üzere
ÇANAKKALE 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE
DOSYA NO : [dosya no gizli] Esas
[karar no gizli] Karar
(İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN)
SANIK : [Ad Soyad gizli]
VEKİLLERİ : [Ad Soyad gizli] & AV. SELMAN YANI
UETS Adresi: [İletişim bilgisi gizli]
KONU : Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi [dosya no gizli] Esas sayılı dosyasının [tarih gizli] tarihli celsesinde verilen kararın ayrıntılı istinaf dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR :
Yerel mahkeme gerekçeli kararında “Soruşturma evresinde sanığın ifadesinde [Ad Soyad gizli]’nin kullandığını belirttiği [İletişim bilgisi gizli] numaralı hattın yabancı şahıs adına kayıtlı olduğu, [Ad Soyad gizli]’nin kullandığını belirttiği [İletişim bilgisi gizli] numaralı hatta ait kayıt bilgilerinin bulunmadığı, [Ad Soyad gizli] ve [Ad Soyad gizli] hakkında yapılan araştırmalarda da açık kimlik bilgilerinin tespit edilemediği, sanığın [Ad Soyad gizli] isimli şahsın amcasının kızı olduğunu beyan ettiği, bu bağlamda kovuşturma evresinde UYAP üzerinden yapılan araştırmada sanığın nüfus kayıtları incelendiğinde baba tarafından bu isimde bir kuzenin olmadığı görülmekle, sanığın savunmasında [Ad Soyad gizli] isimli şahsın da [Ad Soyad gizli] isimli şahıs tarafından söylendiğini beyan ettiği, bu isimde bir kuzenin de olmaması dikkate alındığından sanığın savunmalarının kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşılmakla bu nedenle sanık savunmalarına itibar edilmeyerek sanığın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği vicdani kanaati Mahkememizde oluşmuştur.” şeklinde gerekçelendirerek müvekkil hakkında nitelikli dolandırıcılıktan hüküm kurmuştur. Ancak sanık müvekkilin nitelikli dolandırıcılık suçu ile cezalandırılmaları mümkün değildir. Müvekkil sanık olmaktan ziyade şebeke olarak işlenen dolandırıcılık suçunun mağduru konumundadır. Şöyle ki;
Müvekkil Mardin’de ikamet etmekte olup 5 yıldan beridir Mardin Organize Sanayi Sitesinde [Şirket adı gizli]’de ustabaşı vasfı ile hayatını ikame etmektedir. Müvekkil bir dönem maddi şartlarından ötürü kredi çekme ihtiyacı duymuş, telkinler üzerine amcasının oğlunun kızı olan [Ad Soyad gizli] ile iletişime geçmiştir. [Ad Soyad gizli] isimli şahıs kendisine, kredi çıkaramayanlara kolaylıkla kredi çıkarabileceğini belirtmiştir. Bunun üzerine müvekkil, [Ad Soyad gizli]’nin talebine binaen [İletişim bilgisi gizli] numaralı sim kartını ve [Banka adı gizli] bankamatik kartını teslim etmiştir.
Sayın mahkemece [Ad Soyad gizli] isimli kişiye ulaşılamamış, adres ve bilgi yetersizliği gerekçe gösterilmiştir. Müvekkilin [Ad Soyad gizli] isimli kişiden kuzenim diye bahsetmesi üzerine nüfus bilgilerinden, müvekkilin böyle bir kuzeninin olmadığı yönünde tespit yapılmıştır. Halbuki yukarıda belirttiğimiz gibi [Ad Soyad gizli] isimli şahıs müvekkilin amcasının oğlunun kızı olup müvekkilin beyanları sehven farklı anlaşılmıştır. Müvekkilin kolluktaki beyanında [Ad Soyad gizli]’nin kuzen vasfı ile belirtilmesi işbu davanın bu aşamada dahi yanlış bilgi ve veriler üzerinden yürütülmesine ve ceza hukukunda esas ve temel olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ilkesine aykırılık oluşturmuştur.
[Ad Soyad gizli] isimli şahıs [TC No gizli] TC No ile kayıtlıdır. Tekstil sektöründe işçi statüsünde çalışmaktadır. Sayın Mahkeme her ne kadar bu bilgiye ulaşamamışsa da tarafımızca bu bilgilere erişilmiştir. [Ad Soyad gizli] isimli şahıs mahkemece dinlendiği takdirde davanın bütün seyri değişecek ve müvekkilin sanıktan ziyade suçun mağduru olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır. [Ad Soyad gizli] tanık olarak dinlendiği takdirde dosyada esas teşkil edecek ve maddi vakıaları tüm gerçekliği ile ortaya çıkaracak kişidir.
Dosya kapsamında bulunan whatsapp görüşme kayıtlarında müvekkil ile alakası olmayan bir gsm numarası ve profil fotoğrafı mevcuttur. Her ne kadar bir çeşit anlaşma ve uzlaşı hali olduğu ortaya konulmuş olsa da müvekkil bu durumdan bihaberdir. Yüksek ihtimal ile şebeke halinde dolandırıcılık faaliyetinde bulunan şahıslar müvekkilin banka hesap bilgileri üzerinden suçu gerçekleştirmişlerdir. Müvekkilin ne profil fotoğrafı ile ne de yapılan mesajlaşma ile ilgisi olmamasına rağmen dava konusu suçun sanığı olarak işlem görmesi alenen hatalıdır.
Dava konusu dolandırıcılık suçuna ilişkin maddi tutar her ne kadar müvekkilin, telkin üzerine kendisinden teslim alınan hesap kartına gönderilmişse de müvekkilin hiç bulunmadığı İstanbul ilinde mevcut bulunan bankamatikler üzerinden başkaca şahıslarca para çekimi yapılmıştır.
Sahibinden.com adlı site üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen dolandırıcılık eyleminde yine aynı şekilde müvekkille bağlantısı olmayan [Şirket adı gizli] adlı şirket, telefonu satan taraftır. İşbu şirketle ilgili dosya kapsamında sorgu yapılmamıştır. Tarafımızca yapılan mersis sorgusunda firma adres bilgileri olarak [Adres gizli] tespit edilmiştir. Kayıtlara göre [Ad Soyad gizli] ve [Ad Soyad gizli] şirket yetkilisidir. Bu şahıslar müştekiye telefonu satan şirketin münferiden temsilcisi olmasına rağmen dosya kapsamına dahi alınmamış ve dinlenmemiştir. Yargılamanın ne denli eksik ve hatalı olduğu ortadadır. Şirketin, müvekkil ile doğrudan ya da dolaylı yoldan herhangi bir ilişiği bulunmamaktadır. Buna rağmen müvekkil sadece müşteki beyanı ve dolandırıcı şahıslar tarafından kullanılan müvekkilin hesap bilgileri üzerinden hüküm giymiştir. Ortada müvekkilin suçun sanığı olmadığı yönünde muhtelif emare ve maddi gerçekler olmasına ve müvekkil alenen mağdur konumunda bulunmasına rağmen, yerel mahkemece verilen hüküm hukuka uyarlık taşımamaktadır. Hakkaniyetin yerini bulması açısından yeniden yargılama esas olacaktır.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklandığı üzere istinaf incelemesi neticesinde;
1- İstinaf başvurumuzun kabulüne,
2- Hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3- Hükmün bozulması yerine, davanın bölge adliye mahkemesinde yeniden görülmesine karar verilirse; ilk derece mahkemesinin hükmünün kaldırılmasını ve yapılacak istinaf incelemesi neticesinde yeniden hüküm kurularak müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ederiz.
İstinaf Talebinde Bulunan
Sanık Müdafi
[Ad Soyad gizli] & AV. SELMAN YANI
Tanık Beyanlarına İtiraz ve Bilirkişiye Sevk Talebi Dilekçesi
Dosya No: [dosya no gizli]
KONU: Talep ve beyan dilekçemizin sunulmasından ibarettir.
Öncelikle tanıklarımızdan [isim gizli]’yi dinletmekten vazgeçtiğimizi beyan eder, dava dosyasının bu şekilde bilirkişiye gönderilmesini sayın mahkemeden talep ederiz.
Tanık beyanlarına karşı beyanlarımız:
Sayın mahkeme huzurunda yalnızca [isim gizli] ve [isim gizli] isimli zabıta memurları tanıklık yapmıştır. Tarafımızca şifahen edinilen bilgi ve duyumlar dahilinde sayın mahkemenizce lehimize hükmedilen emsal nitelikte [dosya no gizli] kayıtlı dosyada da belirttiğimiz üzere öteki zabıta memurlarının bilgimiz dahilinde olmayan sebepler ile görevine son verilmiştir. Baskı ve işen çıkarılma tehdidi altında tanıklık yapmış oldukları pek muhtemel olan tanıkların beyanlarına itibar edilmemesi zarureti alenen ortadadır.
Müvekilin işten çıkarılma gerekçesi olarak gösterilen mazeretsiz üç gün işe gelmemiş olması hususunu değerlendirirsek; ilgili günlerden biri pazar günü ve resmi tatil olmakla birlikte, kurban bayramı arefe gününe denk gelmektedir. Aynı şekilde takip eden gün kurban bayramının ilk günü, bir sonraki gün ise kurban bayramının ikinci gününe denk gelmektedir. Tanık ifadelerinde “resmi ve dini bayramlarda ilk gün çalışma olmazdı” şeklinde açıklama mevcut iken bayramın ilk günü mazeretsiz işe gelmemesine dayanarak tutanak tutulmuş olması, ifade ve soyut dayanakların önem arz eden çelişik hususlar barındırdığını ortaya koymaktadır.
Ayrıca her ne kadar müvekkilin 3 gün mazeretsiz işe gelmediği iddia edilse de, davalı tarafın soyut ve mesnetsiz gerekçesinin vuku bulmuş olma tarihi olması gerekirken iş ilişkisinin daha erken bir tarihte haksız şekilde sona erdirilmiş olduğu dosyada tutanak altına alınan belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Davalı taraf ve tanıkları davacı müvekkilin işten iradi olarak ve tamamen siyasi amaçlar ile çıktığını iddia etse de müvekkil bugün dahi işine dönmeye hazırdır. Bu tür açıklamalar açıkça mahkemeyi yanıltmaya yöneliktir. Açıkladığımız hususlardan da görüldüğü üzere toplu olarak işten çıkarmaya yönelik hukuki zemin oluşturma amaçlı itibar edilmemesi gereken beyanlara başvurulduğu ortadadır.
SONUÇ VE İSTEM: Davalı tarafın tanık beyanlarının gerçek dışı ve çelişkili ifadeler içermesi nedeniyle, çelişkili hususlara delil olarak itibar edilmemesi talebiyle beraber, tanıkların aleyhimize olan ifadelerini kabul etmiyor, kendi tanığımızı da dinletmekten vazgeçtiğimizi belirtir, dosyanın bu şekilde bilirkişiye gönderilmesini talep eder ve bu yönde karar verilmesini sayın mahkemeden arz ve talep ederiz.
DAVACI VEKİLİ
AV. Selman YANI
Dava Dosyasının Karara Çıkarılması (Hızlandırma) Talebi Dilekçesi
Tebligat Kanunu m.35 Uyarınca Tebligat ve Duruşma Günü Tayini Talebi Dilekçesi
MAZIDAĞI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
Dosya No: [dosya no gizli]
Davalı [Şirket adı gizli]’ye gönderilen tebligatın iade olmasından ötürü; [İl adı gizli] Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne ticaret sicilindeki adresin tespiti amacıyla müzekkere yazılmasına, temin edilen adresin tarafımızca bilinen son adres ([Adres gizli]) ile aynı olması durumunda aşağıda belirttiğimiz içtihat örneği de esas alınarak Tebligat Kanunu md. 35 göre tebligat yapılmasını sayın mahkemeden arz ve talep ederiz.
Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti:
Madde 35
Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.
Somut olayda, borçlu hakkında yapılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, ödeme emrinin, borçlu …/ …” adresine tebliğe çıkarıldığı, 17.02.2016 tarihinde bila tebliğ iade edildiği, adresin ticaret sicilde kayıtlı adres olduğunun anlaşılması üzerine aynı adrese tekrar tebliğe çıkarıldığı ve 25.02.2016 tarihinde Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereğince tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamında, şikayetçi borçlu şirketin adres değişikliği kararı aldığı ve ticaret sicil gazetesinde adres değişikliğinin ilan edildiğine ilişkin bir belgeye de rastlanılmamış olduğundan, mahkemenin, takip dosyasında bulunan 23.01.2006 tarihli noter belgesinde yazılı adresin borçlunun bilinen adresi olarak kabulü yerinde değildir. Bu durumda borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine gönderilen tebligatın bila tebliğ iade edilmesi üzerine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre yapılan ödeme emri tebliğ işlemi usulüne uygun olup, mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile aksi yönde hüküm tesisi isabetsizdir.
YARGITAY 12. Hukuk Dairesi 2017/2712 E. 2017/6117 K.
Ayrıca Tensip zaptı gereğince dilekçeler aşaması sona ermiş bulunduğundan yargılamanın sürüncemede kalmaması amacıyla duruşma günü tayini konusunda gerekli işlemlerin icra edilmesini sayın mahkemeden vekaleten arz ve talep ederiz.
DAVACI VEKİLİ
AV. SELMAN YANI
İşçilik Alacakları Davasında Islah Dilekçesi (Talep Artırımı)
(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA)
DOSYA NO: [dosya no gizli]
ISLAH EDEN DAVACI: [Ad Soyad gizli] (TC No: [TC No gizli])
[Adres gizli]
DAVACI VEKİLİ: Av. Selman YANI (TC No: [TC No gizli])
[Adres gizli]
DAVALI: [İdare adı gizli]
VEKİLİ: [Ad Soyad gizli]
DAVALI: [Şirket adı gizli]
ARTTIRILAN DEĞER: 14.289,00 TL (Fazlaya ilişkin dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla)
D.KONUSU: Islah dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR
Esas numarasını belirtmiş olduğumuz mahkemeniz dosyasında; dava dilekçemizde müvekkilin çalıştığı dönemlere ilişkin olarak kıdem tazminatı olarak 50 TL, ihbar tazminatı için 50 TL, fazla çalışma ücreti için 50 TL, yıllık izin ücreti alacağı için 50 TL, UGBT alacağı için 50 TL, hafta tatili ücreti için 50 TL, kötü niyet tazminatı için 50 TL olmak üzere toplam 350 TL alacağın davalılardan tahsili talep edilmiştir.
2. Yargılama esnasında, alınan bilirkişi raporunda yapılan belirlemeler ışığında;
• 50 TL kıdem tazminatı alacağını 5.487,00 TL
• 50 TL ihbar tazminatı alacağını 2.903,00 TL
• 50 TL fazla çalışma ücreti alacağını 1.950,00 TL
• 50 TL yıllık izin ücreti alacağını 1.620,00 TL
• 50 TL UGBT alacağını 879,00 TL
• 50 TL hafta tatili ücreti alacağını 1.450,00 TL
• 50 TL kötü niyet tazminatı alacağını 0 TL
olmak üzere toplamda 14.289,00 TL arttırarak, 14.639,00 TL olarak davamızı ıslah ediyoruz.
SONUÇ VE TALEP: Yukarıda açıklanan nedenlerle; (fazlaya ilişkin dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla) bilirkişi raporu doğrultusunda, müddeabihi 14.289,00 TL daha arttırarak,
kıdem tazminatı alacağı için 5.537,00 TL
ihbar tazminatı alacağı için 2.953,00 TL
yıllık izin ücreti alacağı için 1.670,00 TL
UGBT alacağı için 929,00 TL
Fazla Çalışma Ücreti 2.000,00 TL
hafta tatili ücreti alacağı için 1.500,00 TL
olmak üzere toplamda 14.639,00 TL tazminatın; kıdem tazminatı yönünden tamamının işten çıkarılma tarihinden itibaren işletilecek en yüksek mevduat faizi üzerinden, diğer kalemler yönünden 50 TL’nin dava tarihinden, bakiye (ek) tutarların ıslah tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına ve İŞBU DİLEKÇENİN DAVALILARA TEBLİĞİNE karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.
Davacı Vekili
Av. SELMAN YANI
İstinaf Kararı Sonrası Ödeme Emrinin Yeniden Düzenlenmesi Talebi (İcra Dairesi)
BAKIRKÖY 2. İCRA DAİRESİ’NE
[dosya no gizli] E.
[tarih gizli] tarihli yukarıda esas numarasını bildirdiğimiz, istinaf sürecinde iken başlatmış bulunduğumuz ilamlı icra takip dosyasında Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nce yapılan istinaf incelemesi neticesinde İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilmiştir.
Tesis edilen yeni hükümle birlikte, karşı tarafın aleyhine olacak şekilde, ”’kamu düzenine aykırılık yönünden yapılan denetim ile kabul edilen tutar üzerinden karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken yalnızca maktu karar harcına hükmedilmesi hatalıdır.” şeklinde gerekçe kurularak İlk Derece Mahkemesi kararına ek olarak karşı taraf aleyhine karar ve ilam harçları ile ilgili yeni hüküm eklenmiş ve ayrıca ilk kararda belirtilen lehimize 5.100,00 TL vekalet ücreti 9.200,00 TL olarak yeniden tesis edilmiştir. (Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nce verilen [karar no gizli] sayılı karar ekte sunulacaktır.)
Tarafımızca İlk Derece Mahkemesi kararı doğrultusunda takip talebinde talep ettiğimiz 5.100,00 TL vekalet ücretinin (yıllık adi kanuni faiziyle birlikte) ödeme emrinden düşülerek Diyarbakır B.A.M kararı doğrultusunda 9.200,00 TL vekalet ücretinin ([tarih gizli] karar tarihinden itibaren yıllık adi kanuni faiziyle birlikte) ödeme emrine eklenmesine (ödeme emrinin bu kıstaslar değerlendirilerek yeniden düzenlenmesine) kesinleşmiş hükümle birlikte yeni ödeme emrinin borçlu karşı tarafa gönderilmesine karar verilmesini sayın müdürlüğünüzden arz ve talep ederiz.
ALACAKLI VEKİLİ
AV. SELMAN YANI
6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma (Uzaklaştırma) Kararının Uzatılması Talebi
BÜYÜKÇEKMECE 8. AİLE MAHKEMESİNE
DOSYA NO : [dosya no gizli]
TEDBİR İSTEYEN
DAVACI : [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ : Av. Selman YANI
DAVALI : [Ad Soyad gizli]
KONU : Mahkemenizin [tarih gizli] tarihli koruma kararının süresinin dolması sebebiyle, 6284 Sayılı Kanun uyarınca tedbirlerin ivedilikle UZATILMASI talebidir.
AÇIKLAMALAR :
1. Sayın Mahkemenizce yukarıda belirtilen dosya numarası üzerinden yapılan inceleme neticesinde, müvekkil [Ad Soyad gizli] lehine, karşı taraf [Ad Soyad gizli] aleyhine [tarih gizli] tarihinde 2 ay süreyle koruma kararı verilmiştir.
2. Söz konusu kararda, 6284 sayılı kanunun a, c ve f bentleri gereğince karşı tarafın müvekkile yönelik şiddet tehdidi, hakaret ve aşağılama içeren davranışlarda bulunmamasına, müvekkilin konutuna yaklaşmamasına ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesine hükmedilmiştir.
3. Ancak mahkemenizce verilen 2 aylık tedbir süresi dolmuştur. Taraflar arasındaki boşanma süreci ve davalının önceki saldırgan tutumları göz önüne alındığında, müvekkilin can güvenliğine yönelik tehlike ve şiddet görme ihtimali ciddiyetini korumaktadır.
4. Şiddetin tekrarlanma riskinin devam etmesi ve koruma kararının sona ermesinin davalıyı cesaretlendirebileceği gerçeği karşısında, müvekkilin mağduriyet yaşamaması adına önceki karardaki tedbirlerin süresinin uzatılması zorunluluğu hasıl olmuştur.
HUKUKİ NEDENLER : 6284 Sayılı Kanun ve ilgili mevzuat.
NETİCE-İ TALEP : Yukarıda açıklanan ve Sayın Mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle;
Müvekkil lehine verilen [tarih gizli] tarihli ve [dosya no gizli] – [karar no gizli] sayılı koruma kararındaki tedbirlerin, müvekkilin can güvenliğinin sağlanması amacıyla 6284 Sayılı Kanun uyarınca 6 AY SÜREYLE UZATILMASINA karar verilmesini vekaleten saygılarımla arz ve talep ederim.
Davacı Vekili
Av. Selman YANI
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Dava Dilekçesi (Adli Yardım Talepli)
Davaların Birleştirilmesi Talebi Dilekçesi (HMK m. 166)
BÜYÜKÇEKMECE 8. AİLE MAHKEMESİNE
DOSYA NO : [dosya no gizli]
DAVACI : [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ : Av. Selman YANI
DAVALI : [Ad Soyad gizli]
KONU : Hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle HMK m. 166 uyarınca davaların birleştirilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR :
Mahkemenizde görülmekte olan [dosya no gizli] sayılı dosya ile Büyükçekmece 10. Aile Mahkemesi nezdinde görülmekte olan [dosya no gizli] sayılı dosya arasında doğrudan bağlantı mevcuttur. Söz konusu her iki davanın tarafları ve dava konusu aynı olup hukuki ve fiili irtibat mevcuttur.
Davaların ayrı ayrı görülmesi durumunda birbirine zıt kararlar çıkma ihtimali bulunmakta olup, bu durum hukuki güvenlik ilkesini zedeleyebilecektir. Yargılamanın daha hızlı, düzenli ve az masrafla yürütülmesi ve usul ekonomisi açısından dosyaların birleştirilerek görülmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
HUKUKİ NEDENLER : HMK m. 166 ve ilgili mevzuat.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle, Mahkemeniz dosyası ile Büyükçekmece 10. Aile Mahkemesi nezdinde görülmekte olan [dosya no gizli] sayılı dosyanın aralarındaki hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle BİRLEŞTİRİLMESİNE karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. [tarih gizli]
DAVACI VEKİLİ
AV. SELMAN YANI
Boşanma Davasında Cevaba Cevap (Replik) Dilekçesi – Şiddet, Sadakatsizlik, Ziynet ve Nafaka Savunmalarına Karşı Beyanlar
BÜYÜKÇEKMECE 8. AİLE MAHKEMESİNE
DOSYA NO : [dosya no gizli]
DAVACI : [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ : Av. Selman YANI
DAVALI : [Ad Soyad gizli]
KONU :Cevaba cevap dilekçemizin sunulmasından ibarettir.
AÇIKLAMALAR :
Davalı tarafça dosyaya sunulan cevap dilekçesi mesnetsiz olup mezkur dilekçenin dikkate alınmaksızın huzurdaki davamızın kabulüne karar verilmelidir. Şöyle ki;
1- Davalının fiziksel ve psikolojik şiddet iddialarını inkârı hayatın olağan akışına ve yerleşik içtihatlara açıkça aykırıdır.
Davalı taraf, müvekkilin evlilik birliği süresince maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet olgularını, yalnızca adli bir darp raporu bulunmadığı gerekçesiyle inkâr etmektedir. Ne var ki aile içi şiddet vakalarında darp raporu alınamaması, çoğu zaman şiddet uygulayan eşin mağduru baskı, tehdit ve denetim altında tutması, evden çıkmasını fiilen veya psikolojik olarak engellemesi ve şiddetin süreklilik arz eden bir nitelik taşıması sebebiyle ortaya çıkan olağan bir durumdur. Bu hâl hayatın olağan akışı ile tamamen uyumludur.
Kaldı ki Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça kabul edildiği üzere, aile içi şiddetin ispatı bakımından adli rapor alınması zorunlu olmayıp; mağdurun tutarlı anlatımları, olaylara ilişkin fotoğraflar, tanık beyanları, mesaj ve iletişim kayıtları ile olayların süreklilik ve yoğunluğu birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir: “Davacı-davalı kadın tarafından delil olarak dayanılan ceza davası dosyası incelendiğinde; kadının olay tarihinden üç gün sonra adli rapor alması sebebiyle kadına ait adli raporda belirlenen yaralanmanın erkek eş tarafından gerçekleştirildiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle davalı-davacı erkeğin beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi gereğince, ceza mahkemelerinin beraat kararları hukuk hakimini bağlamaz. Yapılan yargılama ve toplanan deliller ve tanık beyanları ile de desteklendiği üzere, tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davalı-davacı erkeğin davacı-davalı kadına fiziksel şiddet uyguladığı da anlaşılmaktadır. O halde; boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı erkek davacı-davalı kadına nazaran ağır kusurludur. Bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü doğru olmamıştır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/16231 E. , 2018/5005 K.). Somut olayda da müvekkilin maruz kaldığı darp ve baskıya ilişkin fotoğraf kayıtları dosyaya sunulmuş olup tanık anlatımları ve evlilik süreci boyunca devam eden sistematik şiddet olgusu ile birlikte değerlendirildiğinde davalının müvekkile yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığı açıkça sabittir. Bu itibarla davalının darp raporu yokluğunu ileri sürerek şiddet iddialarını bütünüyle reddetmeye yönelik savunmaları gerçeği yansıtmadığı gibi hukuken korunabilir ve inandırıcı bir mahiyet de taşımamaktadır.
2-Davalının alkol ve uyuşturucu kullanımı evlilik birliğinin yükümlülükleriyle bağdaşmamakta ve kusur teşkil etmektedir.
Davalı taraf, cevap dilekçesinde alkol kullanımını “hafta sonları” ve “aileyle yapılan piknikler” gibi gerekçelerle olağan ve zararsız bir davranış olarak göstermeye çalışmaktadır. Oysa dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davalının evlilik birliği süresince süreklilik arz eden ve kontrolsüz şekilde alkol kullandığı, bununla da yetinmeyerek esrar kullanımının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının bu yöndeki alışkanlıkları, evlilik birliğinin huzur ve güven ortamını ciddi biçimde zedelemiştir.
Alkol ve uyuşturucu kullanımının davalının öfke kontrolünü yitirmesine, saldırgan tutum ve davranışlar sergilemesine, aile içi huzurun bozulmasına ve müvekkile yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet eylemlerinin yoğunlaşmasına doğrudan sebebiyet verdiği sabittir. Bu tür davranışların, Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde düzenlenen evliliğin yükümlülüklerine aykırılık teşkil etmektedir. İlgili maddeye göre; “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
“
Kaldı ki yerleşik Yargıtay içtihatlarında da, eşin alkol ve uyuşturucu kullanımının evlilik birliğini çekilmez hale getirmesi ve diğer eş üzerinde baskı ve şiddet doğurması hâlinin, boşanmada kusur olarak kabul edilmesi gerektiği açıkça belirtilmektedir; “…davalının yoğun şekilde alkol tüketimine ilişkin iddia tanık …ve müşterek çocukların SİR raporundaki görgüye dayalı beyanları ile ispatlandığı davalının eviyle ve eşiyle yeterince ilgilenmediği, birlik görevlerini yerine getirmediği tanık … ve..’ nin görgüye dayalı beyanları ile ispatlandığı…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/4812 E., 2024/2229 K.).
Bu nedenle davalının alkol ve uyuşturucu kullanımını inkâr eden ve önemsizleştirmeye çalışan savunmaları, dosya kapsamındaki delillerle çelişmekte olup gerçeği yansıtmamaktadır.
3-Davalının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kendi beyanıyla sabit olup bu husus ağır kusur teşkil etmektedir.
Davalı taraf, cevap dilekçesinde müvekkili evlilik birliği devam ederken aldattığını açıkça kabul etmiş, ancak söz konusu sadakatsiz davranışın “uzun yıllar önce” gerçekleştiğini ileri sürerek bu olgunun hukuki sonuç doğurmayacağı izlenimini yaratmaya çalışmıştır. Ne var ki yukarıda da beyan ettiğimiz üzere Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca eşler, evlilik birliği süresince birbirlerine sadakat göstermekle yükümlü olup bu yükümlülüğün ihlali evlilik birliğini temelinden sarsan başlıca kusur hâllerinden biridir.
Sadakat yükümlülüğünün ihlali zamanaşımına tabi bir fiil olmayıp TMK m.166 kapsamında boşanma davasında kusur değerlendirmesi yapılırken dikkate alınması zorunlu olan bir olgudur. Zira sadakatsizlik, yalnızca gerçekleştiği anla sınırlı bir etki doğurmamakta; eşler arasındaki güven duygusunu kalıcı biçimde zedeleyerek evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürülmesini imkânsız hale getirmektedir. Bu nedenle davalının “olayın eski olduğu” yönündeki savunması kusurun hukuki ağırlığını ortadan kaldırmaya elverişli değildir.
Kaldı ki davalının bu husustaki beyanı, açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde ikrar niteliği taşımakta olup HMK hükümleri uyarınca ikrar edilen bir vakıanın ayrıca ispatına gerek bulunmamaktadır. Nitekim İkrar başlıklı TMK m.188’e göre: “Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.” Bu itibarla davalının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sabit olup söz konusu davranışın boşanmada davalı lehine ağır kusur teşkil ettiği açıktır.
Kaldı ki davalının söz konusu isnatları somutlaştırmaktan uzak, tarih, yöntem ve sonuç bakımından belirsiz olup tamamen müvekkilin kişilik haklarını zedelemeye ve boşanma yargılamasında kusur yükünü müvekkile yöneltmeye yönelik savunmalardan ibarettir. Hukuki dayanaktan yoksun bu tür ithamların ne kusur değerlendirmesinde ne de delil takdirinde dikkate alınması mümkün değildir. Bu itibarla davalının müvekkile yönelttiği suç isnatlarının hiçbir hukuki geçerliliği bulunmayıp söz konusu savunmaların bütünüyle reddi gerekmektedir. Mamafih, davalı tarafça müvekkile yöneltilen mezkur isnatlara mukabil yasal yollara başvurma hakkımızı saklı tutuyoruz.
4-Ziynet eşyalarına ilişkin davalı savunmaları çelişkili olup ispat yükü davalı taraf üzerindedir.
Davalı taraf, ziynet eşyalarına ilişkin savunmalarında açık bir çelişki içindedir. Şöyle ki; bir yandan ziynet eşyalarının müvekkil tarafından müşterek konuttan götürüldüğünü ve daha sonra iade edildiğini ileri sürmekte, diğer yandan ise söz konusu ziynetlerin nerede olduğunu bilmediğini iddia etmektedir. Birbiriyle bağdaşmayan bu beyanlar davalının savunmasının güvenilirliğini ortadan kaldırdığı gibi ziynet eşyalarının akıbetine ilişkin iddialarının da soyut ve dayanaksız olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Hukukun genel ilkeleri ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, Davalının bu husustaki ikrarı ortadayken aksi yönde bir ispat bulunmadıkça, ziynetlerin davalı uhdesinde kaldığı kabul edilmelidir.
Nitekim yerleşik düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine açık bir anlaşma bulunmadıkça kadının kişisel malı niteliğindedir. Bu itibarla davalı taraf, ziynet eşyalarını aynen iade etmekle; aynen iadenin mümkün olmaması hâlinde ise, ziynetlerin dava tarihindeki rayiç bedeli üzerinden bedelini ödemekle yükümlüdür.
5-Davalının gerçek ekonomik durumunu gizlemeye yönelik beyanları dürüstlük kuralıyla bağdaşmamakta ve nafaka yükümlülüğünden kaçınma amacı taşımaktadır.
Davalı taraf, cevap dilekçesinde aylık gelirini 30.000,00–35.000,00 TL aralığında beyan etmiş ise de dosya kapsamına yansıyan fiili durum bu beyanlarla açıkça çelişmektedir. Davalının fiilen kullandığı araç, üçüncü kişiler üzerine kayıtlı işyeri ve taşınmazlar, banka hesap hareketleri ile yaşam standardı birlikte değerlendirildiğinde, davalının gerçek ekonomik gücünün beyan ettiğinden çok daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.
Nafaka hukukunda esas alınması gereken husus, tarafların yalnızca resmi kayıtlara yansıyan gelirleri değil, fiili ve gerçek ekonomik durumlarıdır. Somut olayda davalının, nafaka yükümlülüğünden kaçınmak amacıyla ekonomik durumunu gerçeğe aykırı biçimde eksik ve düşük göstermeye çalıştığı açıktır. Davalının banka kayıtları, SGK hizmet dökümleri, şirket ortaklık ve çalışma kayıtları ile ticari faaliyetlerine ilişkin belgelerin müzekkere ile celbi hâlinde, davalının gerçek gelir ve malvarlığı durumu tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Biz bu sebeple ilgili kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılmasını talep ediyoruz. Davalının ekonomik durumuna ilişkin soyut ve gerçeğe aykırı beyanlarına itibar edilmemesi; nafaka ve tazminat taleplerinin davalının gerçek ekonomik gücü esas alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
6-Davalının velayet ve çocuklarla ilgili beyanları gerçek dışı olup çocuğun üstün yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Davalı taraf, cevap dilekçesinde müvekkilin müşterek çocuklarla ilgilenmediğini ileri sürmekte ise de dosya kapsamındaki fiili durum bu iddiayı tamamen çürütmektedir. Müvekkil evlilik birliği süresince müşterek çocukların bakım, gözetim, eğitim ve günlük ihtiyaçlarını fiilen ve kesintisiz biçimde tek başına üstlenmiş; çocukların temel sorumluluklarını yerine getiren ebeveyn olmuştur. Davalının bu husustaki iddiaları, somut delillerle desteklenmeyen, soyut ve gerçeğe aykırı beyanlardan ibarettir.
Öte yandan davalının öfke kontrol sorunu bulunduğu ve bu durumun evlilik birliği süresince şiddet içeren davranışlara yol açtığı, tanık anlatımları ve olayların sürekliliği ile sabittir. Bu tür davranışların, müşterek çocukların ruhsal ve psikolojik gelişimi üzerinde olumsuz ve kalıcı etkiler yaratması kaçınılmazdır.
Gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse de ulusal mevzuatta da kabul edildiği üzere velayete ilişkin değerlendirmelerde esas alınması gereken temel ölçüt, çocuğun üstün yararıdır. Bu kapsamda tarafların soyut iddialarıyla yetinilmeyip; çocukların hangi ebeveyn yanında bedensel, ruhsal ve ahlaki gelişimlerinin daha sağlıklı şekilde sağlanacağı hususunun uzman raporlarıyla tespit edilmesi zorunludur. Bu nedenle somut olayda pedagog ve sosyal inceleme raporu alınması, çocuğun üstün yararının doğru şekilde belirlenebilmesi bakımından elzemdir.
Bu itibarla davalının velayet ve çocuklarla ilgili gerçek dışı iddialarına itibar edilmemesi; velayete ilişkin değerlendirmede çocukların üstün yararı ilkesi doğrultusunda uzman incelemesine dayalı bir karar verilmesi gerekmektedir.
7-Tanık beyanlarının delil değerini ortadan kaldıracak bir hukuki engel bulunmamaktadır.
Davalı taraf, tanıkların “evin içini bilmedikleri” gerekçesiyle beyanlarının dikkate alınmaması gerektiğini ileri sürmektedir. Ancak bu savunma, tanık delilinin hukuki niteliği ve aile içi şiddet vakalarının özellikleri dikkate alındığında yerinde değildir. Tanıkların olaylara birebir fiilen tanıklık etmiş olmaları şart olmayıp; tarafların davranışları, olay sonrası hâlleri, psikolojik durumları ve aile içi sorunların dışa yansıyan sonuçları hakkında doğrudan gözleme dayalı bilgi sahibi olmaları, beyanlarının delil değeri taşıması için yeterlidir.
Nitekim aile içi şiddet, çoğu zaman kapalı kapılar ardında gerçekleşen, dış dünyaya doğrudan yansımayan ve mağdurun yakın çevresinin olay sonrası etkilerden haberdar olduğu bir olgudur. Bu nedenle tanıkların evin içindeki her anı birebir görmemiş olmaları, şiddetin varlığına ilişkin beyanlarını değersiz kılmaz. Bilakis müvekkilin şiddet sonrasında evden ayrıldığı hâller, ruhsal çöküntü durumu, korku ve endişe içeren davranışları ile aile içi sorunlara ilişkin anlatımlar, tanıkların bizzat gözlemlediği ve değerlendirmeye elverişli vakıalardır.
Hukukumuzda ispat serbestisi ilkesi geçerli olup hâkimin delilleri takdir yetkisi kapsamında tanık beyanlarının da diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi esastır. Somut olayda tanık beyanları; fotoğraflar, müvekkil anlatımları ve olayların sürekliliği ile birlikte değerlendirildiğinde, davalının müvekkile yönelik şiddet ve baskı içeren davranışlarının ispatına hizmet etmektedir.
Bu itibarla davalının tanık beyanlarının delil değerini ortadan kaldırmaya yönelik itirazları hukuki dayanaktan yoksun olup söz konusu tanık beyanlarının dosya kapsamında dikkate alınması gerekmektedir.
Özetle; dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalının savunmalarının çelişkili, soyut ve delilden yoksun olduğu, buna karşılık müvekkilin iddialarının tutarlı anlatımlar, tanık beyanları ve somut vakıalarla desteklendiği açıktır. Fiziksel ve psikolojik şiddet, alkol ve uyuşturucu kullanımı ile sadakat yükümlülüğünün ihlali olguları dosya kapsamındaki delillerle sabit olup ziynet eşyalarının iade edildiği yönündeki savunma ise herhangi bir denetime elverişli delille ispatlanmamıştır. Davalının ekonomik durumunu gerçeğe aykırı şekilde düşük gösterdiği ve velayet hususunda çocuğun üstün yararı ilkesini gözetmeyen beyanlarda bulunduğu anlaşılmakta olup tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde evlilik birliğinin davalının kusurlu davranışları sebebiyle temelinden sarsıldığı ve ortak hayatın sürdürülmesinin müvekkil açısından beklenemeyeceği şüpheden uzaktır.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda izah edilen ve Mahkemece re’sen göz önünde bulundurulacak sebeplerle;
Davamızın kabulüne,
Taraflar arasındaki evlilik birliğinin, davalının kusurlu davranışları nedeniyle temelinden sarsıldığı ve ortak hayatın sürdürülmesinin müvekkil açısından objektif olarak beklenemeyeceği gözetilerek tarafların boşanmalarına,
Müşterek çocuk [Ad Soyad gizli]’in velayetinin davacı müvekkile verilmesine,
Müşterek çocuklar [Ad Soyad gizli] ve [Ad Soyad gizli] ile, çocukların üstün yararı gözetilerek, mahkemenin uygun göreceği şekilde geniş şartlarda kişisel ilişki tesisine,
Davacı müvekkil lehine dava süresince aylık 20.000,00 TL, müşterek çocuk lehine aylık 20.000,00 TL tedbir nafakası bağlanmasına; boşanmaya karar verilmesi hâlinde bu nafakaların davacı müvekkil için yoksulluk nafakasına, müşterek çocuk için iştirak nafakasına çevrilmesine,
Hükmedilecek nafakaların her yıl TEFE–TÜFE oranında artırılmasına,
Davacı müvekkil lehine 5.000.000,00 TL maddi tazminata ve 5.000.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine,
Ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması hâlinde fiilî ödeme tarihindeki güncel değerleri esas alınarak, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline,
Nafaka ve tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde davalının gerçek ekonomik durumunun tespiti amacıyla banka, SGK, şirket, araç ve taşınmaz kayıtlarının müzekkere ile celbine,
Velayete ilişkin değerlendirmede çocukların üstün yararı ilkesi gereğince ivedilikle pedagog ve sosyal inceleme raporu alınmasına,
Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ederiz. [tarih gizli]
Davacı Vekili
Av. Selman YANI
(e-imzalıdır)
Tensip Zaptına Karşı Beyan Dilekçesi (Boşanma – Ziynet, Tedbir Nafakası ve Velayet Talepleri)
BÜYÜKÇEKMECE 10. AİLE MAHKEMESİNE
DOSYA NO : [dosya no gizli]
DAVALI- BİRLEŞEN
DAVADA DAVACI : [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ : Av. Selman YANI
DAVACI- BİRLEŞEN
DAVADA DAVALI : [Ad Soyad gizli]
KONU : Birleşen dava yönünden tensip zaptında yer alan ara kararlara ilişkin beyan ve taleplerimizin sunulmasından ibarettir.
AÇIKLAMALAR :
Birleşen dava yönünden mahkemenizce tesis edilen ara kararlar üzerine açıklama yapma zarureti hasıl olmuştur. Zira tensip zaptında eksikliğin tamamlanmasına yönelik olarak belirtilen hususların bir kısmı, birleşen dava dilekçemizde zaten açık, yeterli ve denetime elverişli biçimde yer almakta; bir kısmı ise dosya kapsamındaki mevcut usulî durum ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle ara kararlar doğrultusunda açıklamalarımızı sunmak ve usulî tereddütleri gidermek amacıyla işbu dilekçenin ibrazı gerekmiştir. Şöyle ki;
Öncelikle belirtmek gerekir ki birleşen dava dilekçemizde ziynet eşyalarına ilişkin talep konusu vakıalar zaten açık, ayrıntılı ve denetime elverişli şekilde ortaya konulmuştur. Nitekim dava dilekçesinde, nişan ve düğün merasiminde takılan ziynet eşyaları; 5 adet 20 gram 22 ayar burma bilezik, 5 adet 18 gram 22 ayar burma bilezik, 5 adet 10 gram 14 ayar bilezik ile 1 takım setten ibaret olmak üzere, cins, miktar, ayar ve nitelikleri itibarıyla tek tek gösterilmiştir. Bu yönüyle tensip zaptının 16 numaralı ara kararında istenen somutlaştırma yükümlülüğünün, esasen birleşen dava dilekçemiz içeriğinde halihazırda yerine getirilmiş olduğu sarihtir. Mamafih Mahkemeniz ara kararına riayet edilmesi ve bu hususta herhangi bir usulî tereddüt yahut eksiklik iddiasına mahal verilmemesi amacıyla, ziynet eşyalarına ilişkin önceki açıklamalarımızı ve talep kapsamımızı işbu dilekçe ile aynen tekrar ettiğimizi beyan ederiz.
Birleşen dava dilekçemizde dava değeri 10.000,00 TL olarak açık ve tereddüde yer vermeyecek biçimde gösterilmiş olup tensip zaptının 17 numaralı ara kararında belirtilen “harca esas değerin bildirilmesi” yönündeki husus da esasen dava dilekçemiz kapsamında yerine getirilmiştir. Başka bir ifadeyle harca esas değerin belirlenmesi bakımından dava dilekçemizde herhangi bir belirsizlik yahut eksiklik söz konusu değildir. Bu nedenle mezkur ara karar kapsamında ayrıca yerine getirilmesi gereken yeni bir usulî eksiklik bulunduğundan söz edilmesi isabetli olmayıp birleşen dava dilekçesinde gösterilen 10.000,00 TL’lik dava değerinin harca esas değer olarak nazara alınması gerekmektedir.
Tensip zaptının 18 numaralı ara kararı ile birleşen dava kapsamında ziynet alacağı talebi yönünden peşin harcın ikmali istenmiş olmasına rağmen aynı tensip zaptının 19 numaralı ara kararında birleşen davada davacı tarafın adli yardım talebinin Büyükçekmece 8. Aile Mahkemesi’nce kabul edildiği açıkça belirtilmiş ve mezkur kararın devamına hükmedilmiştir. Bu durumda bir yandan adli yardım kararının varlığı ve geçerliliği kabul edilirken diğer yandan aynı dava ve aynı talep yönünden peşin harç tamamlama yükümlülüğü yüklenmesi, usulî bakımdan kendi içinde çelişkili bir durum yaratmaktadır. Zira adli yardım kararının doğal sonucu, ilgili tarafın yargılama giderleri ve harçlar bakımından kanunun tanıdığı usulî korumadan yararlanmasıdır. Bu nedenle birleşen dava yönünden adli yardım kararının halen yürürlükte olduğu gözetilerek tensip zaptının 18 numaralı ara kararının birleşen davacı müvekkil bakımından uygulanmaması; aksi yöndeki değerlendirmenin ise kabul edilmiş adli yardım kararının hukuki sonuçlarıyla bağdaşmayacağı açıktır.
Asıl dava yönünden düzenlenen tensip zaptında, davacı tarafın dava dilekçesinde HMK m.119 kapsamında bu aşamada ikmali gereken bir yasal eksiklik bulunmadığının belirtilmiş olması, tarafımızca paylaşılan bu değerlendirmeyi kendiliğinden tartışmasız hâle getirmemektedir. Zira karşı tarafça sunulan asıl dava dilekçesi incelendiğinde; ileri sürülen vakıaların yeterli açıklıkta, sistematik bütünlük içerisinde ve denetime elverişli biçimde ortaya konulmadığı, talep sonucunun da usul hukuku bakımından açık ve tereddüde yer bırakmayacak nitelikte kurulmadığı görülmektedir. Başka bir anlatımla, dava dilekçesinin içeriği; iddia olunan maddi vakıaların hangi hukuki sonuca dayanak yapıldığını, bu vakıaların hangi kapsam ve yoğunlukta ileri sürüldüğünü ve talebin sınırlarının ne olduğunu duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta ortaya koymaktan uzaktır. Bu hâliyle asıl dava dilekçesinin, HMK m.119’da öngörülen açıklık, belirginlik ve usulî yeterlilik ölçütlerini tam olarak karşılamadığı kanaatindeyiz. Dolayısıyla, somut olayda da asıl dava dilekçesinin HMK m.119 hükümleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi; anılan madde kapsamında giderilmesi gereken bir eksiklik bulunduğunun anlaşılması hâlinde, HMK m.119/2 uyarınca gerekli usulî işlemlerin tesis edilmesi zorunludur. Bu itibarla tensipte yer verilen önceki değerlendirmenin yeniden gözden geçirilerek asıl dava dilekçesi hakkında HMK m.119 hükümleri doğrultusunda usulüne uygun inceleme ve değerlendirme yapılmasını talep ederiz.
Tedbir nafakası yönünden birleşen dava dilekçemizde talebimiz açık, net ve usulen geçerli olacak biçimde yazılı olarak ileri sürülmüştür. Nitekim dava dilekçemizde, davacı müvekkil lehine aylık 20.000,00 TL, müşterek çocuk lehine ise aylık 20.000,00 TL tedbir nafakasına hükmedilmesi açıkça talep edilmiş; söz konusu istem, dilekçenin talep ve sonuç kısmında da ayrıca ve tereddüde yer vermeyecek şekilde tekrar edilmiştir. Bu itibarla, tensip zaptında yer alan “yazılı talep halinde değerlendirilmesine” yönündeki ibarenin dosya kapsamındaki mevcut usulî durum ile tam olarak örtüşmediği açıktır. Zira tedbir nafakasına ilişkin yazılı talep, tensip tarihinden önce ve usulüne uygun şekilde dosyaya sunulmuş olup bu hususta yeniden veya ayrıca bir talepte bulunulmasını gerektiren bir eksiklik bulunmamaktadır. Bu nedenle, tedbir nafakası istemimizin mevcut dava dilekçemiz kapsamında ileri sürülmüş yazılı talep olarak kabulü ile, ayrıca yeni bir başvuru şartı aranmaksızın dosya kapsamındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Kaldı ki Mahkemenizce tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılmasına karar verilmiş olup bu kapsamda kolluk marifetiyle temin edilen müzekkere cevapları da dosya arasına dercedilmiş bulunmaktadır. Dosyaya yansıyan mevcut bilgi ve belgelerden, karşı tarafın babasının evinde ikamet ettiği ve her ne kadar yalan beyanda bulunduğu pek muhtemel olsa da aylık gelirinin yaklaşık 35.000,00 TL düzeyinde beyan edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda tedbir nafakası talebinin değerlendirilmesi bakımından gerekli asgari inceleme ve araştırma zemininin artık oluştuğu açıktır. Başka bir anlatımla, tedbir nafakası istemimizin karara bağlanması için beklenmesi gereken ön koşullar tamamlanmış olup talebin daha fazla sürüncemede bırakılmasını haklı gösterecek usulî bir neden kalmamıştır. Bu itibarla, tedbir nafakası talebimizin ayrıca yeni bir başvuruya yahut ek bir usulî işleme bağlanmaksızın; mevcut dava dilekçemiz, dosya kapsamına intikal eden sosyal ve ekonomik durum verileri ile tarafların fiilî yaşam koşulları birlikte değerlendirilmek suretiyle karara bağlanması gerekmektedir.
Velayet düzenlemesi ile çocuklarla kurulacak kişisel ilişkinin belirlenmesi bakımından sosyal inceleme raporu alınması, somut dosya açısından son derece önem arz etmektedir. Nitekim tensip zaptında da geçici velayet talebinin, cevap dilekçesi ve sosyal inceleme raporu sonrasında değerlendirilmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak dosyanın mevcut aşaması itibarıyla, velayet ve kişisel ilişki gibi doğrudan çocuğun üstün yararını ilgilendiren hususlarda daha fazla gecikilmeksizin uzman incelemesine geçilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Zira çocukların fiilî yaşam düzeni, bakım ve gözetim koşulları, ebeveynlerle kurdukları duygusal bağ, yaşadıkları çevreye uyumları ve mevcut psiko-sosyal durumları ancak uzman marifetiyle hazırlanacak sosyal inceleme raporu ile sağlıklı biçimde tespit edilebilecektir. Bu tür uyuşmazlıklarda gecikme, yalnızca usulî bir erteleme sonucu doğurmamakta; aynı zamanda çocukların ruhsal dengesi, güven duygusu ve mevcut yaşam düzeni üzerinde telafisi güç etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle, çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince dosyanın sosyal inceleme raporunun tanzimi amacıyla ivedilikle ilgili sosyal inceleme birimine yahut uzman bilirkişiye tevdiine karar verilmesini talep ederiz.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda izah edilen ve Mahkemece re’sen göz önünde bulundurulacak sebeplerle;
Birleşen dava yönünden ziynet eşyalarına ilişkin talebimizin, dava dilekçemizde zaten cins, miktar, ayar ve nitelikleri itibarıyla açık, ayrıntılı ve denetime elverişli biçimde somutlaştırılmış olduğunun kabulüne,
Birleşen dava dilekçesinde harca esas dava değerinin 10.000,00 TL olarak açıkça gösterilmiş bulunması nedeniyle, tensip zaptının 17 numaralı ara kararı yönünden gerekli açıklamanın yapılmış sayılmasına,
Birleşen dava bakımından adli yardım talebimizin kabul edilmiş ve devamına karar verilmiş olması karşısında, tensip zaptının 18 numaralı ara kararında belirtilen peşin harç ikmali yükümlülüğünün tarafımız yönünden uygulanmamasına,
Asıl dava dilekçesinin, HMK m.119 kapsamında öngörülen usulî açıklık ve yeterlilik şartları yönünden yeniden değerlendirilmesine; gerekli görülmesi hâlinde HMK m.119/2 uyarınca usulî işlemlerin tesisine,
Birleşen dava dilekçemizde açık ve yazılı şekilde ileri sürülen tedbir nafakası talebimiz hakkında, dosyaya intikal eden sosyal ve ekonomik durum araştırmaları da gözetilerek, ayrıca yeni bir talep şartı aranmaksızın karar verilmesine,
Velayet ve kişisel ilişki hususlarının çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda sağlıklı şekilde değerlendirilebilmesi amacıyla, sosyal inceleme raporunun tanzimi için dosyanın ivedilikle ilgili sosyal inceleme birimine tevdiine,
Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ederiz. [tarih gizli]
Davacı Vekili
Av. Selman YANI
(e-imzalıdır)
İdari Gözetim Kararının İncelenmesi İçin Yetkili Hakimliğe İtiraz Dilekçesi
Gönderilmek Üzere
Babaeski
Sulh Ceza Hâkimliği’neDEĞİŞİK İŞ NO : [dosya no gizli]
İTİRAZ EDEN : [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ : Av. Selman YANI
Tebliğ Tarihi : [tarih gizli]
Konu : Babaeski Sulh Ceza Hâkimliği’nce [dosya no gizli] no ile verilen karara itirazımızın sunulmasından ibarettir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki her ne kadar yukarıda dosya numarasını belirttiğimiz işbu değişik iş dosyası karar tutanağında tarafımıza itiraz hakkı tanınsa da verilen karar aleni şekilde hatalıdır. Şöyle ki,
Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanunu, Sınır Dışı Etmek Üzere İdari Gözetim Ve Süresi başlığı altında ”MADDE 57(6) İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir. Başvuru idari gözetimi durdurmaz. Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir. ” şeklinde açıklama yapılarak hakimlikçe verilen kararın kesin olarak verilmesi ve dosyanın uyap ortamında ivedi olarak yetkili hakimliğe ulaştırılmasına yönelik mevzuat açıkça ortaya konmuştur.
Yukarıda belirtiğimiz şekilde mevzuat bu konuda yeterli düzeyde açıktır. Aynı şekilde bu duruma ilişkin uygulamalar da bu yöndedir. Açıkladığımız hususları izah etmesi ve destekleyici karar olması dileğiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği [karar no gizli] karar numarası ile tanzim edilmiş kararı da ek olarak dosya kapsamında sunacağız.
Her ne kadar usuli konular ile ilgili itirazda bulunuyorsak da bu şartlarda asıl incelenmesi gereken husus müvekkil hakkında verilen gözetim kararıdır. İvedi olarak yetkili mahkemece dosyanın, idarece verilen gözetim kararının, usul ve esas ile ilgili incelenmeye alınması ve bu konuda hakkaniyetli hüküm kurulması gerekmektedir. Dosyanın daha fazla sürüncemede kalmaması adına asıl başvuru dilekçemizi de ek olarak dosyaya sunmaktayız.
Sayın mahkemece tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesi, itirazımın yasal mevzuat çerçevesinde tanımlanması ve dosyanın yetkili mahkemece ivedi olarak incelenmesini talep ederiz.
İTİRAZ EDEN [Ad Soyad gizli]
VEKİLİ Av. Selman YANI
İdari Gözetim Kararının Kaldırılması Talepli İtiraz Dilekçesi
BABAESKİ NÖBETÇİ SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE
İTİRAZ EDEN : [Ad Soyad gizli] (Hindistan Vatandaşı-Vatansız Kişi)
VEKİLİ :Av. SELMAN YANI
[Adres gizli]
DAVALI :[İdare adı gizli]
KONU :Valilikçe tanzim edilen idari gözetim kararının iptali ve lehe olan hükümlerin uygulanması talebimizden ibarettir.
DAVA KONUSU İŞLEMİN
TEBLİĞ TARİHİ : –tebliğ edilmedi
AÇIKLAMALAR :
Müvekkil Türkiye’ye yasal bir şekilde, kendine ait pasaportu ile giriş yapmıştır. [tarih gizli] yılından beri Türkiye’de bulunmakta olan müvekkilin adli sicili temiz olup kamu düzenine aykırılık oluşturacak şekilde herhangi bir olaya karışmamıştır. Müvekkil bu süreç içerisinde herhangi bir şekilde aykırılıkta bulunmamış ve yasaların öngördüğü şekilde sosyal yaşamın gerekliliklerine de uygun olarak ülkemizde hayatını sürdürmüştür. Müvekkil [tarih gizli] yılında Türk Vatandaşlığı Kanunu 12. Madde istisnai haller kapsamında taşınmaz edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı statüsü kazanmıştır. Fakat gerekçesi bilinmemekle birlikte 3 yıllık sürenin sonunda müvekkilin vatandaşlık süreci askıya alınmıştır. Açıkladığımız sebeplerden ötürü müvekkilin [TC No gizli] kimlik numarası geçersiz kılınmıştır. Bununla birlikte müvekkil Türk Vatandaşlığı statüsü kapsamında olduğu için Hindistan ülke kanunlarına göre çifte vatandaşlık kabul görmediğinden Hindistan vatandaşlığını kaybetmiş olup son tahlilde Vatansız Kişi statüsü kapsamına girmektedir. Ayrıca müvekkil bu zaman zarfında isim değişikliğine başvurmuş olup eski ismi [Ad Soyad gizli]’dir.
Bu şartlar altında müvekkil VATANSIZ KİŞİ statüsü üzerinden değerlendirilmeli idari yargılama da bu hükümlere göre gerçekleştirilmelidir.
Müvekkilin Fatih Emniyet Amirliği’nce [tarih gizli] tarihinde kolluk marifetiyle alınan ifadesi sonrası, şifahen temin ettiğimiz bilgiye göre, müvekkil Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilmiş ve hakkında 6458 Sayılı Yasanın ilgi kurulan maddeleri kapsamında sınır dışı kararı ve buna bağlı olarak idari gözetim kararı alınmıştır. Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi ile yaptığımız görüşmeler ve bilgi alma talebimiz neticesinde müvekkil aynı gün([tarih gizli]) Niğde Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edilmiştir. Fakat Niğde Geri Gönderme Merkezi sevk karar tarihinden 9 gün geçmesine rağmen müvekkilin sevk edilmediğini ve Niğde Ggm bünyesinde olmadığını beyan etmiştir. Bu zaman zarfında müvekkilden hiçbir şekilde tarafımızca haber alınamamıştır. Sayın hakimliğinizce ivedi olarak incelenmesi talebimiz bu sebeplerden ötürüdür.
Aradan geçen onlarca güne rağmen müvekkil bulunamamıştır. Göç İdaresi Müdürlüğü’nce yasal prosedüre taban tabana zıt ve keyfi şekilde uygulama yürütülmüştür. Tamamen kişisel çabalarımız ile müvekkil onlarca Geri Gönderme Merkezi’nde aranmış ve Kırklareli Pehlivanköy Geri Gönderme Merkezi’nde bulunmuştur.
Müvekkilin kendisinin ve dosyasının ani şekilde şehirden şehre gönderilmesi (dosya içeriğine göre birkaç günde gerçekleşen 3 farklı sevk kararı ve ilgili resmi kayıtlar), nerede olduğunun Göç İdaresi tarafından şaibeli olarak söylenmemesi, müvekkilin avukatı ve yakınlarıyla görüşme hakkının kısıtlanması, dosya bilgisinden ve uygulanan idari işlem gerekçesinden yoksun kalmamıza ve etkin savunma hakkının kısıtlanmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca açıkladığımız sebeplerden ötürü tarafımızca gözetim kararına ilişkin de tarih ve sayı bilgisi de çok sonradan temin edilmiştir. ([tarih gizli] tarihli [karar no gizli] sayılı yazı) . Şöyle ki;
Müvekkil öncelikle göz altında kalmış, kolluk kuvvetlerince ifadesi alınmış ve edinilen bilgiye göre Arnavutköy Geri Gönderme Merkezine götürülerek idari gözetim altına alınmış, hakkında sınır dışı kararı tesis edilmiştir. Bu şartlarda müvekkil hakkında idari gözetim kararı alınması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde ihlal oluşturduğuna dair bir çok Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı mevcuttur. Müvekkil resmi kayıtlara göre aynı gün içinde([tarih gizli]) Arnavutköy Geri Gönderme Merkezinden Niğde Geri Gönderme Merkezine dosyası ve şahsı ile birlikte topyekün sevk edilmiş olup etkin savunma hakkı engellenmiştir. Müvekkil ile görüşme, dosya ile ilgili inceleme yapma hakkımız kısıtlanmış , kendini savunma hakkı elinden alınmış, lehine delil sunma, müdafi yardımından yararlanma haklarını kullanabilmesi mümkün kılınmamıştır. Bu şekilde tabiri caizse yargısız infaz yapılarak müvekkil hakkında idari gözetim tedbiri uygulanmıştır. Bu husus AİHS madde 6/3 gereğince adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlalini oluşturmaktadır.
Ayrıca özellikle belirtmek gerekir ki müvekkil şu anda bulunduğu Pehlivanköy GGM’ de de telefon etme hakkından mahrum bırakılmakta ve alenen psikolojik işkenceye maruz bırakılmaktadır.
Dosya içeriği incelendiğinde müvekkilin geri gönderme yasağı kapsamında olduğu da sabittir. …hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” Vatansız kişi statüsüne haiz müvekkilin ülkesine gönderildiği takdirde ölüm cezasına ve işkenceye maruz kalacağı da ayrıca belirtmemiz gereken bir dipnottur. Her ne kadar şu durumda, şartlardan ötürü mevcut hali yazılı olarak delillendiremesek de ilgili resmi evraklar gözetim kararına ilişkin engeller ortadan kalktıktan sonra gerekli yerlere tarafımızca iletilecektir.
Ancak müvekkilin sabit ikamet adresi bulunmakla birlikte bakmakla yükümlü olduğu kişiler bulunduğundan, özgürlüğü kısıtlayan işbu ağır yaptırımın, lehe olacak diğer tedbirler öngörülmeden uygulanması hatalı olmuştur. Kanunlarımız çerçevesinde özgürlüğü sınırlayan yaptırım seçeneği en son seçenektir. Bundan dolayı “Belirli adreste ikamet etme, bildirimde bulunma, TEMİNAT, ” gibi tedbirler alınabilecekken en ağır yaptırımın uygulanması hatalı olmuştur. Sayın hakimliğinizin değerlendirme yaparken bakmakla yükümlü kişiler mevcut bulunan müvekkil hakkında belirtmiş olduğumuz alternatif yükümlülüklerin de göz önünde bulundurmasını talep ederiz.
Ayrıca tekrar tekrar ve özellikle belirtmek isteriz ki, Göç İdaresi’nce uygulanan kanun dışı bu uygulama sebebiyle ne müvekkil ile görüşme ne müvekkil hakkında tesis edilen idari işlemin gerekçesiyle ilgili bilgi alabilme şartlarımız mevcuttur.
Açıkladığımız sebeplerden öte ”Y.U.K.K Sınır Dışı Etmek Üzere İdari Gözetim Ve Süresi başlığı altında madde 57(2) (Değişik:6/12/2019-7196/77 md.) Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; ……………………………………hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır..”
Fakat ek olarak sunduğumuz [karar no gizli] sayılı yazı detaylı incelendiğinde yasalara uygun bir sınırdışı kararı olmadığı halde gözetim kararı verilmiş ve uygulanmış bulunduğu görülecektir. Müvekkil hakkında yetkili ağır ceza mahkemesince iade yargılaması yapılması gerekirken illegal şekilde gözetim kararı verilmiştir.
Tüm bu sebeplerle valilikçe tanzim edilen gözetim kararının kaldırılması amacıyla sayın mahkemenize başvurma zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Ayrıca kararın açıkça hukuka aykırı olduğu ve uygulandığı takdirde telafisi güç ve imkansız zararlar ortaya çıkacağı ortadadır.
DELİLLER : Müvekkile ait Arnavutköy Niğde Şanlıurfa, Nevşehir ve Pehlivanköy Geri Gönderme Merkezi Dosyası, Müvekkilin kollukta verdiği ifadesi, İlgili Soruşturma Dosyası ve ilgili her türlü yasal delil.
HUKUKİ NEDENLER : İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, TCK, CMK ve ilgili sair mevzuat.
SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ile izah edilen ve sayın mahkemenizce nazara alınacak sair nedenlerle;
1-Müvekkil hakkında hukuka aykırı bir şekilde [İdare adı gizli] tarafından tesis edilen idari gözetim kararının KALDIRILMASINA,
2-Lehe olan alternatif tedbirlerin uygulanmasına, karar verilmesini saygılarımızla vekaleten talep ederiz.
İdari Gözetim Kararına İtiraz Eden Vekili
Av. SELMAN YANI
EK:
ONANMIŞ VEKALETNAME
YETKİ BELGESİ
İDARİ GÖZETİMİN DEVAMINA İLİŞKİN KARAR
[karar no gizli] SAYILI YAZI
